FADİME KİMDİR - Basın Bülteni
Heyamola
Yayınları, Karadeniz kadını üzerine bir
ilk çalışmayı kamuoyuna kitap olarak
sundu. Kitabın editörleri (Ayşenur
Kolivar, Leyla Çelik) kendilerini Fadime
yerine koyarak yola çıkış sorusunu şöyle
dile getiriyor:
“Kimim ben, Temel’in karısı ya da kızı
olmanın dışında bir kimliğim yok mu?”
Sonrasındaki maceralarıysa şöyle
yanıtlıyorlar: “Bu soruların yanıtlarını
eski bir fotoğrafta, çeyiz
sandıklarında, meraklı bir türküde,
sessizce anlatılan hikayelerde aradık.
Erkek egemen zihniyetin kurguladığı
Fadime imajı yerine Fadimelerin sislerin
içinde yankılanan seslerine kulak
verdik. Fadime’yi, hem coğrafi ve
toplumsal koşulların ortaklaştırdığı
yönleriyle hem de farklı kültürler ve
dillerde ifade edilen kadınlık
durumlarının çeşitliliğiyle anlamaya
çalıştık. Kah Fadime anlattı biz yazdık
kah Fadime yazdı biz okuduk. Doğu
Karadeniz’de Fadime olmanın hallerini
yaşamdan kesitlerle sunmaya çalıştık.
Yapılmaya çalışılan şey fıkralar ve
çeşitli popüler kültür ürünleri
üzerinden tek tipleştirilmeye çalışılan
Karadeniz kadınlarının farklı kadınlık
durumlarının dile getirilmesini ve
toplum yaşamı içerisinde görünür
kılınmasını sağlamak. Bunun için
Özellikle erkeklerin yazılarında
tanımlama eğilimleri Doğu Karadenizli
kadınların tek tipleştirilmesine
yalnızca Temel’in karısı olma vasfıyla
tanımlanmasına karşı bir duruştur.
Çoğunluğu kadın olan yazarlar kadın olma
durumlarını yaşadıkları ya da
tanıdıkları Fadimelerin öyküleriyle dile
getirmeye çalışmaktadır.”
Heyamola Yayınları 2005 yılında
başlattığı Karadeniz Dizisi “Temel
Kimdir” soruşturmasıyla araştırmacılara
alan açarak farklı bir boyut kazandı.
Türk halk kültüründe ikinci sınıf halk
tiplemeleri ve figürleri olan Temel ile
Fadime kimliklerinin, daha çok anonim
fakat “ötekileştirilmesinden” yola
çıkarak konunun araştırılması yönünde
www.heyamola.net aracılığıyla bir
çağrıda bulunan yayınevinin çağrısına
umulandan fazla ilgi oluştu ve Temel
Kimdir yayınlandı. Edinilen tecrübeyle,
“Fadime Kimdir” soruşturması için
özellikle kadın araştırmacı ve yazarlara
çağrıda bulunuldu. Çünkü Karadeniz’de
kadın söz konusu edildiğinde, genel
olarak eşi gurbette, sırtında yükü ve
çocuğu eksik olmayan Fadime akla
geliyor. Fıkralardaysa aptal erkek
Temel’in yanında, yine ikinci sınıf bir
figür olarak adlandırılan Fadime, ek
olarak, son yıllarda eşi Temel’i
“Nataşa” adıyla aşağılanan başka yabancı
bir kadın grubunun elinden kurtarmaya
çalışan bir kimlikle birlikte anılır
olmuştu.
“Fadime Kimdir” soruşturmasına katılım
oldukça yüksek. Alanında ilk olan bu
çalışma, özellikle akademisyen kadın
araştırmacı ve yazarların masaüstü
çalışmalar yerine saha araştırmalarını
tercih etmeleriyle kitap bilimsel bir
nitelik kazandı.
Temel Kimdir ve Fadime Kimdir
sorularının yanıtlarını bu çalışmalarda,
umulanın aksine yazarlar hem kendilerine
hem de topluma soruyorlar. Gelinen
noktada “Kimdir?”den çok “Kim
olmalıdır?” sorusu öne çıkmış.
Dolayısıyla, yayınevi bu diziyi devam
ettirip, benzer soruları Türk toplumunun
kendine sorması yönündeki çabalarını
sürdürme kararlılığında.
FADİME KİMDİR - Kitaptan
Ömer Asan – Sesin Ulusu:
Cemile Cevher
Karadeniz’in ilk radyo sanatçısı Cemile
Cevher’dir. 1950’li yıllar; ailesiyle
İstanbul’a göç eder. Mahallelinin sesini
keşfetmesiyle Sadettin Kaynak’a
götürülür. Sadettin Kaynak Rizeli ve
sese hayran kalır. Sonrasında Cemile
Cevher TRT’nin Yurttan Sesler Korosu
eşliğinde radyoda yaptığı solo
programlarla tüm Karadenizlilerin
neredeyse taptığı sanatçı olur. Fadime
Kimdir adlı kitapta kendisiyle yapılan
söyleşinin yanı sıra Ömer Asan hayranı
olduğu ve babaannesine namazı bıraktıran
Cemile Cevher’i şöyle anlatıyor: “
Cemile Cevher (Çiçek); o söylemeye
başladığında babaannemin, kıldığı namazı
yarım bırakıp, radyonun sesini
yükselttiğine ve sonra yeniden namaza
devam ettiğine tanık oldum:
Ayna ayna ellere
Ayna duşti göllere
Bilirsiniz, herhangi bir Müslüman öyle
kolay kolay namazı yarım bırakmaz. Çok
önemli sebebiniz yoksa günaha
girersiniz. Yani cehennem ateşini göze
almak zorundasınız. Babaanneme cehennem
mi ciddi bir tehdit olarak görünmedi,
yoksa o azap ateşini bilinçli mi göze
aldı bilemiyorum. Ancak sonraki
yıllarda, henüz o yaşıyorken, güzel
şarkıların onun için daha kutsal
olduğunu öğrenmiştim. Haklıydı
babaannem; çünkü Cemile Cevher hiçbir
zaman kaset doldurmadı, plağına da
rastlamadım; dolayısıyla, aynanın bir
daha yüzümüze tutulup tutulmayacağı
belli değildi.”
Nuray Küçükler, Anneannem Çinka
mıydı?
Karadeniz’de halen halk arasında korku
salan bir mitolojik yaratık, özellikle
kadınlar arasında sık sık söz konusu
edilir. Trabzon’da “Karakoncilo” olarak,
Rize ve civarında Germakoçi, Çinka
olarak anılan yaratıklar bir nevi cadı
olarak da bilinir. O nedenle özellikle
çocuklar önceden dere kenarlarına
gitmemeleri konusunda uyarılırlar:
“Gidersen de dere kenarına işeme sakın.
Çinkalar sofralarını dere kenarlarına
kurarlar. Çinka sofrasına işeyenin yüzü
gözü uyuşur, gözleri ters döner.”
Söz konusu yaratıklar karşılaştıkları
insanlar ne yapar, ne söylerse aynısını
tekrar ederlermiş. Karadeniz’de takvim
kayması olsa da “Cadılar Bayramı”ndan da
söz edilir. Nuray Küçükler, kitapta
anneannesinin anlatımlarından yola
çıkarak halkın gerçekliğinden kuşku
duymadığı, tanıklıklarla desteklenen
Germakoçi’yi aktarıyor: “Bir kadın
varmış eskide. Dağda mısırları varmış.
Mısırlarını toplayınca kalive (tahtadan
kulübe) koymuş. Gecede ateş yakmış
yabani hayvanlar gelmesin diye,
topladığı mısırların başını bekliyormuş.
Gecenin bir yarısı germakoçi gelmiş.
Kadının ödü kopmuş. Ellerini dizlerine
vura vura bağırmaya başlamış. Bir bakmış
ki... Germakoçi de ellerini dizine
vuruyormuş. Kadın o zaman anlamış, o ne
yapıyorsa germakoçi de aynısını
yapıyormuş. Kadının aklına bir hinlik
gelmiş. Ateşten odun alıp eteğinin ucunu
tutuşturmuş. Germakoçi de aynı şeyi
yapınca tüyleri alev almış. ‘Benim adım
ne?’ diye soramadan bağıra bağıra
kaçmaya başlamış.”
Artvinli Muhtar Rabia
Melek Özman, Artvinli Rabia’yı anlattığı
çalışmasında II.Dünya Savaşı
yıllarındaki açlığın 50 yıl sonrasında
dahi silinmeyen izlerine tanıklık
ediyor. Rabia kadın genç yaşta eşini
kaybediyor, dört çocuk ve 51 torun. Üç
dili de aynı mükemmellikte konuşuyor:
Lazca, Gürcüce, Türkçe. Resmen hiç
muhtar olamamasına rağmen köyün asıl
yöneticisi odur. Ona göre “açlığın”
müsebbibi İsmet Paşa ve siyasi
mirasçıları. Köyün reisi/muhtarı olan
Fadime (Rabia) tüm köylülerin çektiği
açlığın bedelini her seçimde İsmet
Paşa’nın partisi CHP’ye ödetmektedir: “
Bir tek İsmet Paşa’ya ve ‘kara oğlancı
damadına’ öfkesi dinmedi. Her seçimde
kilerinin kapılarını sonuna kadar açtı.
Gerçi hiç kapanmazdı o kapılar. Evi
köyün girişinde olan anneannem bilir ki
önünden yürüyerek geçenler uzun yoldan
gelmiştir, hayır filan dinlemez, sofra
kurar, doyururdu. Israrı biraz da açlığı
ocağına yaklaştırmamak içindi. Önünden
aç geçen evin bereketi kalmayacağına
inanırdı. Ama seçimler için kilere ve
odasına daha fazla birikim yapar,
kapıları sonuna kadar açardı. Ezan
okuyan saatten, araba teybine kadar
herkesin ne isteyebileceğini bilir,
Almanya’dan ısmarlar, Kırata verilecek
oylar karşılığı köylüye teslim ederdi.
İşini şansa bırakmazdı, seçimde sandık
başında olur, kendisinin ve tüm köyün
‘mahsulünü ve camisinden okunacak Arapça
ezanı korumak’ görevini ifa ederdi.
Sonucu, oy sayısını da önceden bilirdi
zaten. Köylüleri de onu hiç hayal
kırıklığına uğratmadı.”
Birsen Aşık Yaşar, Asiye
Fadime deyince Karadeniz’de zorla
evlendirilen, tecavüz edilen kadın
örneklerine rastlamamak mümkün değil.
Hatta direnen kadınların kaderi daha
zordur. Birsen Aşık Yaşar yaşanmış bir
olayı yazıya dökerek kadınların toplum
içindeki gizli dramlarına Karadeniz’den
çarpıcı bir örnekle sunuyor. Yazı konusu
olan kadın bir başkasına aşıktır
(İsmail). Ancak aile bu aşkı yasaklıyor.
Araştırma ve tanıklıkta kadının adı yine
yoktur; çünkü köyünde yaşıyor ve
İsmail’i hala ilk günkü gibi seviyor:
“Bağlandı elim kolum. Şimdi mezarımmış
gibi gelen o yatakta zorla amcaoğlunun
kadını yapıldım. Bin yıl geçse geçmez
acısı, utancı. Unutmam ne o geceyi ne de
bedenimin benden çalınışını seyreden o
yüzleri. Oysa daha dün, oy İsmail, daha
dün gibi söylediğin türküler kulağımda”
Asiye bu
yaylanun en guzel çiçeğisun
Seni görmeyen adam bahar gelmiş demesun
Arkanda bi dağ vardur korkmayasun
bişeyden
Ayiramazlar bizi İsmail’un elmeden