ana sayfa

ARTVİN’DE BİR YÖRE FESTİVALİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Kenan Yaşar-Ayşenur Kolivar

 

Bu yaz Artvin ili İmerhev yöresinde Artvindeki yerli Gürcü kültürü üzerine bir alan çalışması yaptık. Halk dansları ve halk müzikleri üzerine odaklanan bu çalışmada, köylerde yaptığımız görüşmelerin yanısıra bir de yöresel festivale, Meydancık Satave Gevrek Festivali’ne katılma fırsatı bulduk. Bu yazıda katıldığımız festivale ilişkin görüşlerimizi sunmaya çalışacağız.

90’lı yıllardan itibaren Doğu Karadeniz’de yaz aylarında bir festival furyası yaşanmaktadır. Hiç kuşkusuz bu festivaller farklı karakter özelliklerine sahiptir. Bir yandan yüzyıllardır süren ve gerçekten “gelenek” haline gelmiş olan Vartevor, Marioba, Kadırga gibi yayla festivalleri yeniden canlanmakta, diğer yandan valilikler ve belediyeler gibi resmi kurumların ve metropollerde kurulan yöre derneklerinin düzenlediği turistik nitelikli festivaller ve köylerde düzenlenen küçük çaplı festivaller artarak yaygınlaşmaktadır. Bu yaygınlaşmanın iç içe geçmiş iki temel nedeni, turistik anlayışın ve kültürel duyarlılığın gelişmesidir. Burada kültürel duyarlılıktan kastımız, yılın büyük bir bölümünde bölge dışında yaşayan yöre insanının, kendi kültürünü temsili biçimleriyle yaşama yönelimidir. Bir başka deyişle, Karadenizli yerli turistler için bu festivaller, kültürlerinin yeniden üretildiği mekanlar olarak görülmektedir. Turistik anlayıştan kastımız ise, yöre kültürünün dans, müzik, kostüm, yemek gibi bir tatilcilik anlayışı içerisinde tüketilebilecek eğlencelik öğelerinin ön plana çıkarılmasıdır.

Belirli istisnalar haricinde yukarıda belirtilen çerçevede şekillenen festivaller yöre kültürünün mevcut durumunu anlamak için dikkatle incelenmesi gereken önemli kültürel ortamlardır. Yöre kültürünün temsili biçimleri ağırlıklı olarak bu festivallerde icra edilir. Esas itibariyle sözlü kültürler olan yöre kültürlerinin yeniden üretimi kültürün icra edilmesi üzerinden gerçekleştiğinden, bu festivaller yöre kültürlerinin gidişatı üzerinde doğal olarak büyük bir etkiye sahip olmaktadır. Bu yaz katıldığımız Meydancık Satave Gevrek Festivaline dair gözlemlerimiz bu genel kanıları doğrular niteliktedir. Satave Gevrek Festivali iki günlük bir festivaldi. Festival alanına genel olarak baktığımızda satış çadırları, konaklama çadırları ve sahneden oluşan üç odak göze çarpıyordu. Sahne, festival alanının mekansal ve idari merkezini oluşturuyordu. Dolayısıyla sahne, festivalin karakterini belirleyen esas odak olarak öne çıktı. Sahnedeki performanslara baktığımızda, festivalin açılışındaki protokol konuşmalarının ardından ağırlıklı olarak dans ve müzik gösterilerinin icra edildiğini gördük. Protokol konuşmaları, yöre kültürünün yaşatılması, yörenin turistik tanıtımının yapılması ve ideolojik açıdan ulusal birlik ve beraberliğin sağlanmasında festivalin rolüne vurgu yaptı. Dans ve müzik gösterilerinde sahneye çıkan sanatçıları, yöresel sanatçılar ve İstanbuldan gelen Karadenizli sanatçılar olarak ikiye ayırabiliriz. Bu iki grup arasında müzikal performans açısından çok büyük farklılıklar olmamasına rağmen, kendilerine gösterilen ilgi açısından çok büyük bir faklılık olduğu açıktı. Bayar Şahin ve Yaşar (Kabaosmanoğlu) özelinde hemşerilik ve Gürcüce şarkı da söylemenin yanında, sahneye yöresel enstrümanlardan farklı enstrümanları da içeren bir orkestra ile çıkmaları kendilerine gösterilen ilginin artmasında etkili oldu. Aynı zamanda, bu sanatçıların söyleminde imal edilmiş bir “Karadenizlilik” vurgusu da vardı. Bu vurgu Mustafa Sırtlı ve Bizim Gönül gibi Artvinli olmayan Karadenizli sanatçıların performanslarında daha da belirgin hale geldi. Bu imal edilmiş Karadenizlilik söylemi üzerinde durmak istiyoruz. Karadenizde yaşayan farklı halkların kültürlerinde, coğrafya ve kültürel arka plandan kaynaklanan ortak kültürel temalar bulunduğu açık bir gerçektir. Örneğin Meydancık Festivalinin gerek Doğu Karadenizde yayın yapan bölgesel bir televizyon kanalında gerekse Gürcistanda yayın yapan bir televizyon kanalında yayınlanması, festivale Gürcistandan katılan dans grubunun icra ettiği dansların yöre danslarıyla hemen hemen aynı olması, bu kültürel paylaşımın somut bir kanıtıdır. Doğu Karadeniz kültürlerinin ortak temaları ulusal sınırlarla sınırlı değildir. Bu sadece Şavşat için değil, Doğu Karadeniz’deki tüm kültürler için geçerlidir. İmal edilen Karadeniz kültürü bu ortak temalardan çok, ulusal birliğe özel bir şekilde eklemlenme teması üzerine kuruludur. Bu nedenle, imal edilen Karadenizlilik söylemi gerçekte var olan ortak kültürel temaların çoğulculuğunun aksine tektipleştiricidir. Bu tektipleştirmenin normları, resmi ideolojinin 90’lı yıllardaki değişimine paralel olarak değişmiştir. 90’lı yıllara kadar, temelde kültürel farklılığın inkarı üzerine kurulu bu ideoloji, 90’lı yıllardan itibaren kültürel farklılığı kabul etmiş ancak egemen kültür dışındaki kültürleri ikinci sınıf  bir konuma hapsetmiştir. Buna paralel olarak, 90’lı yıllar öncesinde doğrudan resmi kurumlar tarafından belirlenen normlar doğrultusundaki tektipleştirmenin yerini, kendisi resmi bir kurum olmamakla birlikte değişen resmi ideolojinin çerçevesini büyük ölçüde benimsemiş olan İstanbul müzik piyasasının belirlediği normlar doğrultusundaki tektipleştirme almıştır. Doğu Karadeniz müzik kültürleri özelinde bu değişim, Karadeniz kültürlerinin sunumuna şu şekilde yansımıştır: 90’lı yıllar öncesi Karadeniz müziği, yöresel müzik enstrümanlarının kullanılmadığı ya da geri planda tutulduğu; yörede kullanılmayan uydurma bir ağzın kullanıldığı; yöredeki farklı dillerin kullanılmadığı; yöreye özgü belirli müzikal formların gözardı edildiği; bu müziğin temel karakterini belirleyen pek çok unsurun yok sayıldığı ehlileştirilmiş bir biçimde sunulmuştur. 90’lı yıllar sonrası tektipleştirilmenin temel özelliğiyse, yöresel enstrümanlara, yöresel dil ve ağızlara, bir takım yöresel formlara yer vermekle birlikte bunları resmi ideoloji tarafından kabul edilebilir ve ticari olarak pazarlanabilir hale getirmek amacıyla, yöresel tavırların ve karakteristiklerin törpülenmesidir. Sonuç olarak özgün karakterinden sıyrılmış, kolay tüketilebilir olmakla birlikte asli karakterlerini ve tavrını yitirmiş uydurma bir “Karadeniz müziği” imal edilmiştir. Bu durum, sahneye çıkan sanatçıların bilinçli kişisel tercihlerinden çok müzik piyasasının normları doğrultusunda hareket etmelerinin ürünüdür. İmal edilmiş Karadenizlilik, Meydancık Festivalinin sahnesini de kaplıyordu. Enstrüman ve vokal kullanımına baktığımızda, sahne alan sanatçıların çoğunun kemençe, tulum, akordiyon gibi yöresel enstrümanları kullandıklarını, ancak bunların akordundan çalınma şekline kadar büyük bir özensizlik içinde olduğunu, yöresel enstrümanların diğer enstrümanlarla birlikte uyumlu bir şekilde kullanılmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmamış olduğunu, İstanbul’dan gelen müzisyenlerle birlikte sahneye çıkan yöre müzisyenlerinin kendi performanslarını sergileyebilecek imkanlardan yoksun bırakılarak eşlikçi pozisyonuyla sınırlandırıldığını, repertuvarın neredeyse tamamen popüler parçalardan oluşturulduğunu, koral müzik geleneğinin hakim olduğu bir yerde soliste dayalı bir vokal icrasının tercih edildiğini ve vokal performanslarının özensizliğini gördük. Sahnedeki performans, izleyenlere kültürlerinin bu olduğunu söylüyordu. İcraların egemen kültürün icralarıyla karşılaştırılamayacak kadar düşük düzeyde olması, özellikle genç izleyicilere yönelik olarak kendi kültürlerinin gerçekten gelişmemiş ve ikinci sınıf bir kültür olduğu mesajını taşımaktaydı. Festival sırasında ve sonrasında görüştüğümüz yaşlı kişiler kendi müziklerinin daha iyi icralarını gördükleri için sahnedeki performansların çoğunu gürültü olarak nitelemiş ve kendi müzikleri olarak görmediklerini söylemişlerdir.

Tüm bunlara rağmen Meydancık Festivalinin yöre kültürüne bir katkı sağlamadığı söylenemez. Bu festival sahnesinde sunulanlar protokol konuşmalarında iddia edildiği gibi kültürü yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak konusunda işlevini mevcut haliyle yerine getiremese de, bir bütün olarak festival aynı kültürü paylaşan insanlara bir araya gelme olanağı sunması açısından önemlidir.

Bizim görüşümüze göre mevcut kültürün yaşatılması ve aktarılması noktasında konaklama çadırları festival sahnesinden çok daha önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Bu çadırlar, festival alanının konaklama alanı olarak ayrılan bölgesinde toplanmıştı ve sadece geceleme amaçlı değildi. Çadırların önüne serilen kilimlerin, sunulan kültürel atmosfere bir alternatif yaratılan ve kendi kültürel performanslarını gerçekleştirdikleri bir odak haline geldiğini gözlemledik. Bu bölge kültürün sadece turistik-eğlencelik boyutunun değil aynı zamanda toplumsal boyutunun da yaşandığı bir mekan oluşturuyordu. Bu çadır önlerinde oluşturulan kültüre baktığımızda kültüre özgü olan iş bölümünün, yemek ve sofra kültürünün, toplu sohbet ve eğlence kültürünün, sözlü edebiyatın sergilendiğini gördük. Özellikle kuşaklar arası kültür aktarımı ve kültürün yeniden üretilmesi açısından konaklama çadırları, festival sahnesinden çok daha önemli bir işlevi yerine getirmekteydi.

Festival alanının üçüncü odağı satış çadırları bölgesiydi. Pazar yerleri özellikle gündelik hayatın yapılarının ve maddi kültürün sergilendiği mekanlar olması itibariyle ayrıntılı olarak incelenmesi gereken yerlerdir. Maalesef, Meydancık Satave Gevrek Festivalinde satış çadırları bölgesini ayrıntılı olarak inceleme fırsatını bulamadık. Satış çadırları bölgesinde yaptığımız kısa bir gezinti sonucu edindiğimiz ilk izlenim, bölgedeki herhangi bir sıradan pazar yerini aşan kendine özgü bir karaktere sahip olmadığıdır.

Özetleyecek olursak Meydancık Satave Gevrek festivalinde, festival sahnesi yöre kültürüne iddia ettiği katkıyı yapmak konusunda bizim görüşümüze göre yetersiz kalmış, ancak konaklama çadırları çevresinde kurulan alternatif ortam kültürel açıdan daha üretken olmuştur. Festival sahnesi, daha çok emek ve kaynak tüketmesine rağmen bu derece yetersiz kalışı akla şu soruyu getirmektedir: Acaba bu yetersizlik günümüzdeki festivallerinin kaçınılmaz zorunluluğu mudur? Yoksa farklı bir festival organizasyonu mümkün müdür? Bu yetersizlik çoğunlukla maddi kaynakların yetersizliği ile açıklanır. Ancak bu festivallere aktarılan kaynaklar kültürel performansın yeterliliği doğrultusunda değil, daha çok siyasi ya da ticari rant sağlama persfektifiyle kullanılır. Bütçeleri birbirinden oldukça farklı festivallerin sahnelerinin aynı olması maddi kaynak miktarının bir yerden sonra çok da belirleyici olmadığını göstermektedir. Burada önemli olan festivalin organizasyon zihniyetidir. Bu zihniyet sanatçılara ve sahne performanslarına da yansımaktadır.